14 Aralık 2010

Kitapseverler, edebiyatseverler ve aşka inananların romanı: AŞK…

Elif Şafak’ın Aşk’ı 500 bin adet baskıya ulaştı... Korsanıyla, elden ele dolaşmasıyla çoktan 2 milyon okura ulaşmıştır… Bendeki Aşk bile, -aile fertlerinden hariç- 4-5 arkadaşımın gözleriyle buluştu…
Bu bir başarı. Bu ciddi, hatta çok ciddi bir başarı. Bu, Aşk’ın daha çok baskı yapacağına, yasal olarak 1 milyon okura ulaşacağına işaret...
Sadece Türk değil, çevirileriyle yabancı okurlara da ulaşan bir yazarın, son kitabıyla yakaladığı uluslararası bir başarı olarak bize Orhan Pamuk’tan sonra bir Nobel Edebiyat Ödülü daha kazandıracak, ülkemiz edebiyatına büyük bir ivme katan özel bir durum...
Sahip çıkılması, desteklenmesi, başarının alkışlanması hepimiz için çok ama çok önemli...
Şafak’ın yukarıda sıraladığım başarıları elbette tek romanla olan bir şey değil. Aşk öncesinde zaten romanları çok satan ve uluslararası başarılar elde eden bir yazardan bahsediyorum. Aşk bu bağlamda başarının taçlanması, tam zamanında atılmış büyük bir adımı…
Yazının başlığının büyük bölümü, Şafak’ın Aşk’ının 500 bin adet baskıya ulaşmasına dair okuyucularına mesajından alıntı. Mesaj tam olarak şu şekilde:
“Ben Aşk’ın başarısını okurların samimi sevgisine ve ilgisine bağlıyorum. Kitapseverler, edebiyatseverler ve aşk’a inananlar bu romanı birbirlerine tavsiye etti, elden ele dolaştırdı. Bilhassa kadın okurların kız kardeşliği, sevgisi hakikaten inanılmazdı. Ben okurlarımı ruhdaşım olarak görüyorum. Tek tek her birine canı gönülden teşekkür ediyorum”
Aşk’ın yakaladığı büyük başarıdan dolayı, Doğan Kitap tarafından basılan ‘özel koleksiyon baskısı’ da raflarda. Henüz kitabı edinmemiş olanlar için, 'özel koleksiyon baskısını' edinmek daha bir anlamlı olacaktır. Elime henüz ulaşmadığı için yeni baskının nasıl bir formatta basıldığını yazamıyorum ama, tahminim Kağıt Helva gibi sert kapaklı, kalite bir baskı olacağı yönünde...
Sizlere Şafak’ın Aşk’ın büyük başarısının ardındaki, kanımca onu Nobel Edebiyat Ödülü'ne taşıyacak olan, önceki kitaplarını hatırlatmak istiyorum. Diskografik bir sırayla, Küçük okuma parçaları eşliğinde… Kağıt Helva tadında…
Bu alıntılarla sizleri kitaplara özendireceğim ama, içiniz rahat olsun… Doğan Kitap, Şafak’ın tüm kitaplarını bünyesinde topladı ve yeni baskılarla raflara dizdi. Yani istediğiniz kitaba istediğiniz an, size en yakın kitapçıdan ulaşabilirsiniz...
Belki özel bir kutu içinde tüm kitaplara ulaşabileceğiniz 'koleksiyon paketi' de hazırlanır yakında… Neden olmasın, nitekim ben beğendiğim bir çok yazarın önceki kitaplarını, itiraf edeyim ki –hemen okuyamasam da- edinip kitaplığımda eksiksiz olmasına çok özen gösteririm…
İşte Şafak’ı sırasıyla Aşk'a taşıyan kitapları;

***

"Pinhan!" dedi çocuk üst üste üç kere. İlk kez bu ismi söylerken, farkında olmadan el çırptı; omuzları sevinçle oynadı; yüzünde gonca güller açtı. İkinci kez söylerken duruldu, az evvelki taşkınlığından utandı. Üçüncü kez söylerken, ateş bastı dilini, damağını; dudaklarında buruk bir tat kaldı. Beti benzi kül kesildi. O zaman Dürri Baba, kollarını iki yana açıp, olan biteni izleyen dervişlere doğru dönerek, "Nicedir adını bekler dururdu. Velhasıl adı da onu. İşte bugün kavuştular birbirlerine. Adı Pinhan olsun bundan böyle" dedi. - Pinhan / 1998 / 228 sayfa / roman




***


Bazen, hakikat bütün çirkinliği ve çirkefiyle karşıma dikildiğinde, akıbetimi allayıp pullamak, süsleyip püslemek gelmiyor içimden. Böyle zamanlarda gözlerimi kapatıp usulca arkama yaslanıyorum ve küfre özenen kelimelerin dişlerimin arasında bıraktığı o kekremsi tatla oyalanıyorum. - Şehrin Aynaları / 1999 / 298 sayfa / roman







***

Şoför minibüsün camlarını yıkıyordu geldiğimde. Oysa gökyüzünün gıpgri olduğuna bakılırsa, çok geçmeden yağmur boşalacaktı. Yanına gidene kadar beni fark etmedi. Sadece gökyüzünü değil, beni de görmeyecek kadar dalgındı. Herhangi bir şey söylemesine, hatta düşünmesine bile fırsat bırakmadan, iki kişilik para ödemeyi teklif ettim. İtiraz etmedi. - Mahrem / 2000 / 298 sayfa / roman






***

Haksızlık Öztürk'e haksızlık ediliyordu. Cin filan değildi. Sadece orantısız yüz hatlarına, aşırı büyük kulaklara ve talihsiz bir saç rengine sahip, kısa boylu bir adamdı o kadar; yani çok kısa. Bir metre kırk buçuk santimdi. Daha önce cüce zannedildiği olmuştu ama ilk defa cin olmakla itham ediliyordu. - Bit Palas / 2002/ 379 sayfa / roman







***

Alegre'yi soktuğu çivit mavisi mutfak duvardan duvara paketler, kutular, konserve kutuları ve kavanozlarla doluydu, gıda, gıda, gıda. Misafirlerin yediden sonra gelecekleri ve büyük olasılıkla sekiz buçuk civarında kurt gibi acıkacakları söylendi. Toplam yirmi iki kişi bekleniyordu. "Biz de iki kişiyiz. Doyuracak yirmi dört boğaz eder. Ne dersin? Başarabilir miyiz?" Ama çok geçmeden ortaya çıkacağı üzre "biz" diye bir şey yoktu. Sadece Alegre vardı. - Araf / 2004 / Çeviri: Aslı Biçen / 385 sayfa / roman





***

Bedenimiz bizim dışımızda. Çevremizi kuşatmış soluk aldırmamacasına. Lav gibi aynı zamanda. Tek ve mutlak bir kaynaktan fışkırdığı halde, sanki her yerden boy vermiş ve her yere aitmişçesine, pervasızca dört bir yana yayılan, yoluna çıkan her şeyi istisnasız, ayırımsız eteklerinin altına alan, kendi dışında bir varlık kalmayıncaya değin tüm bir yaşam alanını kaplayan, yakıcı, kavurucu, fetih tutkunu lav gibi. - Med-Cezir / 2005 / 274 sayfa / deneme





***

"Kocanızın izni lazım elbette," diye devam etti sekreter, artık cıvıltılı olmayan sesiyle. "Tabii eğer evliyseniz...?" Odadakilerin meraklı bakışları üzerinde ağırlaştı. Ne var ki Zeliha'nın yüzünde ne sıkıntıdan eser vardı ne mahcubiyetten. Bu toplumsal işkenceden keyif alıyor değildi elbette ama içinden bir ses başkalarının fikirlerini ve yargılarını umursamamayı öğütlemişti ona. Ne de olsa fark etmeyecekti sonuç olarak. Son zamanlarda bazı kelimeleri kişisel sözlüğünden çıkarmaya karar vermişti, "utanç" pekâlâ bunlardan biri olabilirdi. Bu kürtaja onay verecek bir koca yoktu ortada. Bu çocuğun bir babası yoktu. - Baba ve Piç / 2006 / 416 sayfa / roman



***

Her kitap akılda kalmak, yeryüzünde bir iz bırakmak arzusuyla yazılır. Bu hariç. Bu kitap okunur okunmaz unutulmak için yazıldı. Suya yazı yazar gibi... Siyah Süt'ü yazarken benim için esas olan hafızamda bahar temizliği yapmaktı. Ben bu kitabı hatırlamak için değil, unutmak için yazdım. - Siyah Süt / 2007 / 308 sayfa / otobiyografik roman







***

Âşık oldu Ella hiç beklenmedik bir biçimde, beklemediği bir adama. İkisi ne aynı şehirde yaşıyordu ne de aynı kıtada. Aralarındaki fersah fersah uzaklık bir kenara, kişilikleri en az gündüz ile gece kadar farklıydı. Yaşam tarzları ise alabildiğine başkaydı. Arada tam bir uçurum. Normal şartlar altında birbirlerine tahammül etmeleri bile zor iken, aşk odu'nda yanmaları beklenmedik bir gelişmeydi. Ama oldu işte. Hem de öyle çabuk oldu ki, Ella başına ne geldiğini anlayıp, kendini koruyamadı bile. Tabii şayet insanın kendini aşktan koruması mümkünse! - Aşk / 2009 / Çeviri: K. Yiğit Us / 420 sayfa / roman



***

Unutmadan, Şafak'ın Kağıt Helva adında, romanlarından alıntılar yaptığı bir kitabı ve Beşpeşe adında, Murathan Mungan, Faruk Ulay, Celil Oker ve Pınar Kür'le birlikte, daha doğrusu birbirlerinin ardından, birinin bıraktığı yerden bir sonrakinin devam etmesiyle oluşan bir romanı daha var... Meraklısına...

***



Strasbourg doğumlu Elif Şafak, çocukluğunu ve gençliğini Ankara, Madrid, Amman, Köln, İstanbul, Boston, Michigan ve Arizona'da geçirdi. ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü'nü bitirdi, yüksek lisansını aynı üniversitede Kadın Çalışmaları Bölümü'nde, doktorasını ise siyaset bilimi alanında tamamladı...


26 Temmuz 2010 – Pazartesi / Olay Gazetesi – Çekirge
mbkayihan@olaygazetesi.com.tr
Tel: 0 224 331 70 00
Fax: 0 224 331 70 66

Hiç yorum yok: